• Millî Kültür

  • Bir kelimenin kökü mühim değil, telâffuzu mühimdir. Sesi ve mîmârîsi millî olduktan sonra kelimeler nereden alınırsa alınsın mâdem ki lisâna girmiştir, şu halde Türkçe olmuştur. Sâmiha Ayverdi

  • Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

  • "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır. Ömer Özercan

Copyright 2018 - Custom text here

Üstât - Ahmet Haşim

ÜSTÂT

Ahmet HAŞİM - Bize Göre (1928)

Bir cemiyette ahlâk ve âdetlerin ne suretle değiştiğini kelimelerin istihale[1]sinde görmeli. Üstad kelimesinin son senelerde aldığı mâna, bu itibarla küçük bir tetkike değer.

Eskiden üstad herkesçe musaddak[2] ehliyetlere verilen büyük bir pâye[3]nin ismiydi. Üstad, dâhiden bir rütbe aşağıda idi. Üstad  Ekrem, edebi meratipte[4], dâhi-i âzam[5]ın arkasından gelirdi.

Üstad, ehliyetin son olgunluk merhalesini ifade ettiğinden yaş, baş, saç ve sakal mefhumlarını da ihtiva ederdi. İhtiyarın hürmet gördüğü, sakalın çenede çirkin görünmediği devirlerde, üstad kelimesinin de utanılacak bir mânası olamazdı.

Son senelerde, maddi hayat zevkinin istilâi bir şekil almasıyla, üstad kelimesinin de tedricen itibardan düştüğü görülür.

Ak saçlı Anatol Frans, bu kelime ile kendisine hitap edilmesine hiç tahammül edemezdi. Anatol Frans’ın kâtipliğini uzun seneler yapmış olan bir muharririn geçenlerde neşrettiği hâtırat kitabında, üstad hitabı karşısında, salhurde[6] ve büyük edibin zarif hiddetini nakleden satırları okunmaya değer.

Bizde bu kelime şimdi, yarı yarıya tezyif ve istihzayı tazammun eden bir garip şaka lafzıdır. Üstad, okuyup yaz-makla vaktini beyhude geçirmiş bir aptal ve bir bunağın sıfatı şeklinde mânidar bir tebessümle söylenir.

Devamını oku...

Düşünmek İnanmak - Nurullah Ataç

Düşünmek, İnanmak / Nurullah ATAÇ

İnsanoğlu düşünen bir varlıktır, yaradılışı gereği düşünmek ihtiyacını duyar. Ama pek sevmez düşünmeyi, korkar düşünmekten, nasıl korkmasın? Düşünmek yorucu olmakla kalmaz, şaşırtıverir kişiyi, türlü şüphelere düşürür. Bir yol düşünmeğe başladınız mı, kolay kolay kesip atamazsınız. Yüzyıllar boyunca ortaya atılmış birbirine uymaz birbirini çürütür bütün iddiaların doğru birer yanı vardır; hepsi de İnsan oğullarından birinin bir görgüsüne, bir gözlemine dayanır; nerelerinin niçin yanlış olduğunu da hemen göremezsiniz. Hangisini seçeceksiniz? Hepsinin de hem bir çekiciliği, hem bir iticiliği vardır.

İnsanoğlu çoğu zaman kaçar düşünmekten, gene de kendini düşünür gibi göstermek ister, gene de düşündüğünü sanmak ister. Bunu içindir ki geleneğe bağlanır, birtakım insanlara bağlanır, ya geçmişi yaşamış olanlardan, ya kendi çağdaşları arasından birini seçip onu dediklerine bağlanır. Rahatlar artık içi; doğrunun, iyinin, güzelin ne olduğunu öğrenmiştir, onların dışında kalanların yanlış, kötü, çirki olduğunu bilir, kapılmaz onlara. Biraz olsun ateşli, yürekli bir kimse ise onlarla çarpışmağa da başlar; yanlışa, kötüye, çirkine saplananlar bulunmasını içi götürmez. Onları yola getirmeğe çalışır; yola gelmezlerse yok olsunlar, daha iyi: Yer yüzü yanlıştan, kötüden, çirkinden temizleniverîr!...

Düşündüklerini sanan kimselerin çoğu böylece salt inanan, bir inana bağlandıkları için de düşünmekten kurtulmuş kimselerdir.

Devamını oku...

O Gül - Endâm Yerine Konulan Cadı

Türkçenin SırlarıVaktiyle bir yazımda, "Medeniyet denilen şey, insan topluluklarının her mevzûda yapı devrinden Mimâri devrine geçmeleridir." diyordum. Yapı, hendese'nin bir rûh, bir mâneviyat, bir kültür, bir tefekkür ve bir heyecanla birleştiği zamanlarda mimâri'dir. Mimar, bir vatan toprağında bir milletin, hatta milletlerin hayaline, göz önünden giderilemeyecek güzellikte bir eser yaratabildiği zaman mimâr'dır.
Sevgilisine:
Endâmının hayâlini, gözlerimden silemem.

Diyen şarkı bestekârının ifadesinde olduğu gibi, endamlarının hayali gözlerden silinemeyecek güzellikte eserler mimâri eserleri'dir.

Bizde Süleymaniye, Selimiye, Sultan Ahmed camileri, Hindistan'da Tâc Mahal türbesi gibi.

Türkiye'den giden mimârların da istirâkiyle, süt beyazı mermerden yapılan ve önündeki havuza bir rüya gibi akseden Tâc Mahal, hükümdar Şahcihân'ın, çok sevdiği eşini kaybedince onun hatırasını, belki de güzelliğini, dünyanın hayâline aksettirmek için yaptırdığı eserdir ki yapısında aşkın ve vefânın nûrdan çizgileri ışıldar.

Bizde, Şehzâde Camii'nin, Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hükümdar tarafından;

Şehzâdeler Güzidesi Sultan Mehemmed'im!

Devamını oku...

Nihad Sâmi Banarlı - Söze, Yazıya Dair

Nihad Sâmi Banarlı - Söze, Yazıya Dair

SÖZE, YAZIYA DAİR

Doğuda irfan devri insanları, konuşmanın en güzeli, sessiz, harfsiz, kelimesiz konuşmadır, derlerdi. Meramını söylemek, hele başkasının meramını anlamak için, söze, sese, kelimeye, velhasıl, konuşmaya muhtaç olmamak... Bu, gerçekten büyük irfan olsa gerektir.

Bî-hurûf ü lâfz u savt ol pâdişah
Mustafâya söyledi bî-iştibâh


Mısralarının bir manası da budur. Allah peygamberiyle, harfsiz, kelimesiz ve sessiz konuşmuştur.
Bu demektir ki konuşmanın Tanrı'cası böyledir. meramını, hem de meramların en ilahisini, hiç söylemeden anlatmak...

Vaktiyle J.J.Rousseau, Dijon Akademisi'nin: "İlimlerin ve sanatların ihyâsı, ahlâkın düzelmesine yardım etmişmidir?" Sualine hiç çekinmeden verdiği "hayır!" cevabıyle meşhur olmuştu. Bu cevap, onun yep yeni bir insan olduğunu gösteriyordu: Tam bir inkarcıydı. İleri adamdı. Bugün aynı soruya aynı cevabı vereceklere gerici denebilir. Bunun sebebi; sözün doğruluğunu kaybetmesi değil, zamanımızdan 212 sene evvel söylenmesidir.

Tıpkı bunun gibi, sözün ve yazının icâdı da insanları mes'ûd etmiş sayılmaz. vaktiyle, Tanrı, "Ol" demiş, bütün varlıklar yaratılmıştı. İnsanlar için, bu ne ibret verici sözdü. Eğer insan da sözü hep lüzumlu ve güzel konuşmak için kullansaydı; Tanrı kelâmı gibi, hep yaratıcı hecelerle konuşsa; eski şairin:

Devamını oku...

Fıkra (Köşe Yazısı)

 

Bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına Fıkra denir. Bu tür yazıların diğer adı da Köşe Yazısıdır. Fıkralar, gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.

Yazılı kompozisyon türü olarak fıkra düşünsel ağırlıklı, günlük, kısa yazılardır. Siyasi ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Fıkra yazarı geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.

FIKRANIN ÖZELLİKLERİ

1. Günlük olaylar veya düşüncelerle ilgili konular işlenir.
2. Konular tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır.
3. Düşünce ön plânda olmalıdır.
4. Konular çok değişik açılardan ele alınmadan, ayrıntılara inmeden işlenir.
5. Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.
6. Yazılanlar okuyucunun ilgisini çekmelidir.
7. Nükteli fıkralardan, kıssalardan, vecize ve atasözlerinden faydalanılmalıdır.
8. Açık, sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.

Devamını oku...

f t g m