• Millî Kültür

  • Millî Kültür

  • Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

  • "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır. Ömer Özercan

Copyright 2020 - Custom text here

ADALET

Biz değirmenci gibiyiz, buğday getiren un, taş getiren kum alır. Adalet arayan taş getirip una talip olmaz, getirdiğiniz şeyle birlikte hakkınızdaki hükmü veren kendiniz olursunuz, değirmenci değil.

...

Medeniyet"in sayısız tanımı yapılmış. Bir tanım da biz yapalım: "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır.

Ömer Özercan

Satranç, Terbiye ve Hocalığa Dair Hatırladıklarım

Ömer Özercan

Satranç, Terbiye ve Hocalığa Dair Hatırladıklarım

Ortaokul ve lisede talebe iken satranç meraklısıydım. Okulda “eğitsel kol” adı altında çeşitli konularda ders harici faaliyetler vardı ve ben de “satranç kolu”ndayım. Aynı zamanda okulun satranç takımındaydım. İlk satranç hocam, okulun satranç faaliyetlerinde sorumlu olan ve lisede felsefe dersimize gelmiş olan Erdinç Bağdadi(1) idi. Erdinç Hoca, Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı kurucularından idi. Bir süre, kol faaliyeti saatinde İzmir Satranç Kulübü’nden Joan Arbil ve Ergun Gümrükçüoğlu okulumuza gelmiş ve takım oyuncuları başta olmak üzere meraklı bir guruba eğitim vermişlerdi.

Ergun Gümrükçüoğlu Türkiye Satranç Millî Takımı oyuncusu ve Türkiye şampiyonu idi. Joan Hanım da kadınlar Millî Takımı’nda ve Türkiye satranç şampiyonu idi.

Joan Hanım Amerikalıydı ve emekli büyükelçi Erdinç Arbil’in eşiydi. İzmir Alsancak’ta evlerinin bodrum katını Satranç Kulübü’ne tahsis etmişlerdi, evleri de kulüp gibiydi. Hafta sonları vaktimin büyük bir kısmı kulüpte veya Joan Hanım’ın evinde satranç oynamakla geçerdi. Evde muazzam bir “satranç kütüphanesi” vardı. Bildiğim bütün dünya şampiyonlarının ya kendi kitapları veya sonradan haklarında yazılmış ve oyunlarının analizlerinin yer aldığı kitaplar, ansiklopediler, teori ve analiz çalışmaları, kısacası satranca dair ne ararsanız vardı. İstediğim kitabı ödünç alıp okur, sonra iade ederdim. Joan Hanım üşenmeden çay, kola, yemek vs hazırlar, sorularımı cevaplar, oyunlarımı analiz eder, hatalarımı düzeltirdi. Kulüpte Ergun Bey ile de oynardık ve bu oyunlarda sadece strancın teknik yanlarını değil, “ustalığa” ve “üsluba” dair şeyler de öğrenirdim. 

Devamını oku...

Ömer Özercan'dan Satranca Dair

“Satranç tahtasında tüm denizlerdekinden daha fazla macera vardır.”
Pierre Mac Orlan

Bu günlerde, Rusya’nın Sochi şehrinde, dünya satranç şampiyonu Magnus Carlsen ile Vishy Anand arasında ünvan karşılaşmaları yapılıyor. Türkiye’de son senelerde satrançta ciddî gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen bu karşılaşmalar pek ilgi görmedi. TV ve gazeteler herhalde çok önemli(?) ve öncelikli(?) konularla uğraşmaktan zaman bulamadı. Maalesef gençlerimiz de; kitap okumak kadar, satranç oynamaya da, ciddî oyunları takip etmeye de pek zaman ayır(a)mıyor. Okul ve dershane arasında koşuşturmaktan ve diğer meşgalelerden herhalde pek fırsat kalmıyor.

Bu vesileyle satranca dair düşündüklerimizi ifade edelim.

Satranç bütün dünyada bilinen ve oynanan, tarihî bir oyun. MS 6. asırda Hindistan’da ortaya çıktığı ve 10. asıra kadar Asya, Orta Doğu ve Avrupa’ya yayıldığı kabul edilir. Tabiî burada niyetimiz satrancın tarihini veya oyun kurallarını anlatmak değil. Dikkat çekmek istediğimiz husus, satrancın çocukların ve gençlerin eğitiminde tesirli ve faydalı bir vasıta olarak kullanılabilir olmasıdır. Bir süredir ilköğretimde seçmeli ders olarak okutulmakta ama hem müfredatın geliştirilmesi, hem de iyi öğretmenlerin yetişmesi gerekiyor.

Bildiğiniz gibi, satranç oyununda “eşit hak ve kaynaklara sahip” iki kişi belli bir süre sessiz, sakin, saygılı biçimde akıl, zekâ, bilgi, muhakeme, cesaret vb. yarıştırır; gözlem yapar, tahmin yürütür, hayal kurar, risk alır, karar verir. Neticede kaybederse gene saygılı biçimde rakibini tebrik eder. Galibiyete sevinmek de, mağlubiyete üzülmek de satrancın felsefesini idrak etmiş kişilerce pek hoş görülmez. Bu süreçte oyuncu kendisini, kendi yetenek ve sınırlarını, zihnî performansını tanır, geliştirir, aynı zamanda rakibini de anlamaya çalışır.

Devamını oku...

Devlet Kavramına Dair

"...İki tür devlet var. Biri milliyetçi/muhafazakar kesimin (büyük ölçüde ben de öyleyim) idealist "Devlet" anlayışı. Bu anlayışta devlet "ana"dır, "talih"tir, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" ifadesindeki gibi adalet, güvenlik ve düzen'dir... Millet/halk olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz maddî ve manevî değerleri ifade eder. Bir de reel, fiilî "devlet" vardır. Bu ikisinin ayrımını doğru biçimde yapabilirsek farklı düşünüyor gibi göründüğümüz pek çok konuda aslında çok benzer fikirlerimiz, taleplerimiz olduğu anlaşılır. Bu ayrım idealistler tarafınan yapıl(a)madığı için devletin pek çok yanlışı, günahı, zulmü savunulması gereken meziyetlermiş gibi açık veya zımnen kabul ediliyor. Liberal/sol yaklaşım ise devlet'in her türlü yanlışında takındığı tutum ve söylemleri işe sanki Devlet düşmanı imiş gibi bir görünüm sergiliyorlar. Kendi adıma, reel/fiilî devlete dair her türlü eleştiriyi doğru ve gerekli görürüm.."

Devamını oku...

Gençler

Gençler; Kırım, Kazan, Astrahan, Buhara, Hive, Semerkant, Taşkent, Fergana, Merv, Kaşgar, Kabil, Delhi gibi şehirleri haritada bulun, bölgeyi işaretleyin, bu bölgenin tarihi coğrafyasını çok iyi öğrenin. Mevcut haritalardaki ülke sınırlarını kaldırın, sınırları olmayan bir harita üzerinde çalışın. Rusça öğrenmeye başlayın. Bölgenin tarihini öğrenin. Seyahatnameleri okuyun. Güncel haberleri takip edin. Sörfçülerin beklediği büyük dalga gibi, tarihin de (pek sık olmayan) dalgaları vardır, bölgeyi tekrar dünya siyasi sahnesine çıkaracak dalga uzakta değil, ilgilenmek için geç bile kalındı.

Bu ufku yakalayamazsak Anadolu bize mezar olur.

Ömer Özercan

12.06.2015

f t g m