• Millî Kültür

  • Millî Kültür

  • Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

  • "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır. Ömer Özercan

Copyright 2020 - Custom text here

ADALET

Biz değirmenci gibiyiz, buğday getiren un, taş getiren kum alır. Adalet arayan taş getirip una talip olmaz, getirdiğiniz şeyle birlikte hakkınızdaki hükmü veren kendiniz olursunuz, değirmenci değil.

...

Medeniyet"in sayısız tanımı yapılmış. Bir tanım da biz yapalım: "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır.

Ömer Özercan

Ömer Özercan'dan Satranca Dair

“Satranç tahtasında tüm denizlerdekinden daha fazla macera vardır.”
Pierre Mac Orlan

Bu günlerde, Rusya’nın Sochi şehrinde, dünya satranç şampiyonu Magnus Carlsen ile Vishy Anand arasında ünvan karşılaşmaları yapılıyor. Türkiye’de son senelerde satrançta ciddî gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen bu karşılaşmalar pek ilgi görmedi. TV ve gazeteler herhalde çok önemli(?) ve öncelikli(?) konularla uğraşmaktan zaman bulamadı. Maalesef gençlerimiz de; kitap okumak kadar, satranç oynamaya da, ciddî oyunları takip etmeye de pek zaman ayır(a)mıyor. Okul ve dershane arasında koşuşturmaktan ve diğer meşgalelerden herhalde pek fırsat kalmıyor.

Bu vesileyle satranca dair düşündüklerimizi ifade edelim.

Satranç bütün dünyada bilinen ve oynanan, tarihî bir oyun. MS 6. asırda Hindistan’da ortaya çıktığı ve 10. asıra kadar Asya, Orta Doğu ve Avrupa’ya yayıldığı kabul edilir. Tabiî burada niyetimiz satrancın tarihini veya oyun kurallarını anlatmak değil. Dikkat çekmek istediğimiz husus, satrancın çocukların ve gençlerin eğitiminde tesirli ve faydalı bir vasıta olarak kullanılabilir olmasıdır. Bir süredir ilköğretimde seçmeli ders olarak okutulmakta ama hem müfredatın geliştirilmesi, hem de iyi öğretmenlerin yetişmesi gerekiyor.

Bildiğiniz gibi, satranç oyununda “eşit hak ve kaynaklara sahip” iki kişi belli bir süre sessiz, sakin, saygılı biçimde akıl, zekâ, bilgi, muhakeme, cesaret vb. yarıştırır; gözlem yapar, tahmin yürütür, hayal kurar, risk alır, karar verir. Neticede kaybederse gene saygılı biçimde rakibini tebrik eder. Galibiyete sevinmek de, mağlubiyete üzülmek de satrancın felsefesini idrak etmiş kişilerce pek hoş görülmez. Bu süreçte oyuncu kendisini, kendi yetenek ve sınırlarını, zihnî performansını tanır, geliştirir, aynı zamanda rakibini de anlamaya çalışır.

Devamını oku...

Devlet Kavramına Dair

"...İki tür devlet var. Biri milliyetçi/muhafazakar kesimin (büyük ölçüde ben de öyleyim) idealist "Devlet" anlayışı. Bu anlayışta devlet "ana"dır, "talih"tir, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" ifadesindeki gibi adalet, güvenlik ve düzen'dir... Millet/halk olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz maddî ve manevî değerleri ifade eder. Bir de reel, fiilî "devlet" vardır. Bu ikisinin ayrımını doğru biçimde yapabilirsek farklı düşünüyor gibi göründüğümüz pek çok konuda aslında çok benzer fikirlerimiz, taleplerimiz olduğu anlaşılır. Bu ayrım idealistler tarafınan yapıl(a)madığı için devletin pek çok yanlışı, günahı, zulmü savunulması gereken meziyetlermiş gibi açık veya zımnen kabul ediliyor. Liberal/sol yaklaşım ise devlet'in her türlü yanlışında takındığı tutum ve söylemleri işe sanki Devlet düşmanı imiş gibi bir görünüm sergiliyorlar. Kendi adıma, reel/fiilî devlete dair her türlü eleştiriyi doğru ve gerekli görürüm.."

Devamını oku...

Gençler

Gençler; Kırım, Kazan, Astrahan, Buhara, Hive, Semerkant, Taşkent, Fergana, Merv, Kaşgar, Kabil, Delhi gibi şehirleri haritada bulun, bölgeyi işaretleyin, bu bölgenin tarihi coğrafyasını çok iyi öğrenin. Mevcut haritalardaki ülke sınırlarını kaldırın, sınırları olmayan bir harita üzerinde çalışın. Rusça öğrenmeye başlayın. Bölgenin tarihini öğrenin. Seyahatnameleri okuyun. Güncel haberleri takip edin. Sörfçülerin beklediği büyük dalga gibi, tarihin de (pek sık olmayan) dalgaları vardır, bölgeyi tekrar dünya siyasi sahnesine çıkaracak dalga uzakta değil, ilgilenmek için geç bile kalındı.

Bu ufku yakalayamazsak Anadolu bize mezar olur.

Ömer Özercan

12.06.2015

Sâmiha Ayverdi

Bir "ba'sü ba'de'l-mevt"e inanmak için Ayverdilerden haberdar olmak yeter.  Ömer Özercan

Sâmiha Ayverdi -Hocası Kenan Rifaî başta olmak üzere; çevresindeki tasavvuf, ilim, sanat, siyaset, devlet adamlarından din, tarih, edebiyat, siyaset, felsefe gibi pek çok sahada sahih, derin ve rafine bilgi ve tecrübe tahsil etmiş, aynı zamanda kendi okuma ve seyahatlerinin de yardımı ile muazzam bir bilgi, görgü, kültür, şuur ve motivasyon sahibi olmuştur.

- Pozitivizmin, materyalizmin, Batı hayranlığının, dinî ve millî değerlerden uzaklaşma ve hatta bunlara karşı düşmanlığın bilhassa "münevverler" arasında kanser gibi yayılışını; Osmanlı Devleti'nin felâket ve çöküş senelerini, komünizmin ve komünist Rusya'nın Avrupa ve dünyaya yayılışını, Türkiye'ye yönelmiş fikrî ve askerî tehditleri görmüş ve yaşamıştır.

- Bu tespitlerden hareketle, Ayverdi; Müslüman Türk'ün tarihi ile geleceğini telif etmeye, geçmişin bereketini ve mirasını geleceğe taşımaya, tehditlere karşı tedbirler üretmeye ve yangından kurtarılan kıymetleri muhafaza ve yaşatmaya çalışmış, elhak muvaffak da olmuştur. Bu çalışmalarda Ekrem Hakkı Ayverdi ve İlhan Ayverdi'ninyardımları ve eserleri de unutulmamalıdır.

- S. Ayverdi klasik bir tasavvuf yolunun klasik bir sürdürücüsü değil, yolu yenileyen ve daha da öte neredeyse kendine mahsus yeni bir yolu inşa ve ihya eden müstesna bir insandır.

- İlerde bir gün Türkiye'de tasavvuf "S. Ayverdi'den önce ve sonra" diye tasnif edilecektir.

Devamını oku...

AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

23 Nisan 2014, 12:59
 
Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir

Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi Allah’ın Türk Milleti’ne lûtfu ve tebessümüdür. Ayverdiler, İstanbul Âbideleri’dir. Osmanlı’nın manevî, millî, medenî mirasını hayatlarında ve eserlerinde hakkıyla temsil, tescil ve ihya etmişlerdir.

“Ayverdi ailesi” ilim ve irfan mektebidir. Türk ve İslam medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da, batan bir güneşin son ışıklarını yakalar gibi, unutulmakta ve yok edilmekte olan şifahî, yazılı ve yapılı mirasımızı Allah vergisi bir deha, şuur ve çaba ile dinlemiş, okumuş, görmüş, dokunmuş, ölçmüş, kaydetmiş, yaşamış ve ölüleri dirilten İsa nefesi gibi bunlara can vermişlerdir.

Türkçe’nin yazılmış en kapsamlı ve kıymetli lügatini, ömürünü bu muazzam işe vakfetmiş olan İlhan Ayverdi’ye borçluyuz. Sâmiha Ayverdi tarafından "Allah'ın iç ve dış güzelliğini berâber vermiş olduğu ihlâs âbidesi" diye vasıflandırılmıştır.

Devamını oku...

f t g m